Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

oldukça sıradan

ne denir, bilirsiniz işte.. uzun zaman boş kalan insanlar kendilerinemutlak bir meşgale arar..

2 tane "hesaplaşma" etiketli yazı bulundu "hesaplaşma" tagli diger ogeler resimler , videolar

şırınganın öyküsü..

bir hasta bakıcı ile hemşirenin kendi aralarındaki fısıldaşmayı  birkaç ton aşan seslerine uyandı. gözlerini şöyle bir oğuşturdu. ortalığın  belirmesiyle yüzündeki tebessüm de yok oldu. yine aynı yerde; tüm duvarları, yatak örtüleri, masa örtüleri beyaz olan koğuşun, en sonundaki yatağındaydı. çok geçmeden gözü kollarındaki izlere ilişti yine ve hergün ki gibi ağlamaya başladı. her şırınga izinde ayrı bir kabusu canlanıyordu zihninde.

mesela şu iz; onu oraya açtıgında hiç parası yoktu ama dayanılmayacak şiddetteydi isteği. damarlarından kanı çekiliyormuş gibiydi . birkaç arkadaşından borç para istemiş ama kimseden bulamamıştı. en sonunda annesinin karagünler için sakladığı üç-beş altınını almıştı. bunun adının hırsızlık oldugunu o günde biliyordu ama istekleri daha ağır basıyordu o zamanlar. şimdi o şırınga izine baktıkça okadar utanıyordu ki.

yada şu iki iz. diğerlerine göre en eski olanlardı onlar ama çok daha belirgindiler. bunlar ilk başladığı günlerden kalanlardı ona. şırınga ile kendini damardan zehirlemeye başladığı günlerden hediyeydiler. neden vurmuştu ki sanki o iğneleri, o zamanda biliyordu "birkereden birşey olmaz" lafının hiçbir doğruluğu olmadığını. ama hani şeytana uymuştu deyim yerindeyse. sökmek istiyordu bugün izleri ordan ama olmuyordu.

kaç ay olmuştu ama morluklar bir türlü geçmiyordu kollarındaki. nefret ediyordu bu " partilerden, gece eğlencelerinden, uçmalardan" kalan morluklardan. geçen yaz  hiç kısakollu giyememişti onlar yüzünden. biri görecek, anlayacak diye ödü kopuyordu.
.
.
.
.

o böyle düşünürken  sabah vizitesi gelmişti bile. iki doktor hasta dosyasına bakıyor , akşamki nöbetçi hemşire  de onlara " akşam ve gece anormal bir durum gözlenip gözlenmediği" ile ilgili rapor veriyordu. bir süre  doktorlar ve hemşirenin konuşmalarını  dinledi ama bir türlü anlamıyordu; günlerdir hep kendi aralarında konuşuyorlar, ona hiçbirşey söylemiyorlardı. oysa ne olup bittiğini bilmek hakkıydı. aslında tahmin edebiliyordu; hiçbir zaman iyileşemeyecek, canı hep o lanet şeyi izleycekti. ama yine de birşey söylemeliydiler ona, iyi yada kötü birşey. soran bakışlarla önce bayan doktora baktı ama bir yanıt gelmedi ondan. daha sonra erkek olan doktora yöneltti bakışlarını.. doktor göz kırptı ve sevecen bir ses tonuyla;

- merak etme, bu yazı kısa kollu ile dışarda geçireceksin, dedi.



&&&

onun sadece şansı yaver gitti. ömrü boyunca bir daha hiç kısa kollu giyemeyecek de olabilirdi.
.
.

yapaken sonuçlarını farketmediğimiz ah ne çok şey var şu hayatta. ama bazı şeylerinse sonuçları ta en başından bellidir. peki öyleyse neden yaparız? pişman olmak için mi? oysa öyle şeyler vardır ki; pişman olmak için bile geç kalmışızdır..

akrep "ecel" de, yelkovan "hesap" ta..

ssokaksahnesi_CAGQMUO9 küçük bir kasabaydı. hani neredeyse köy denecek kadar küçük. vaktiyle secimlerde  oy almak adına kasaba yapılmıştı zaten. ve terkedilmişti ne çok zaman önce. bugün onun patika yollarında dolaşan, viran evlerinde oturan kimseler kalmamıştı.

oysa  ne de güzel günler görmüştü. parıl parıl parlayan çocukları olmuş, onları büyütmüş; kimini gelin, kimini  damat etmiş; nicegenclerini askere yollamış, daha nicelerini mektepli yapmıştı. kaç aşık görmüştü şu bahçeler? kaç sevda kaç ayrılık yaşanmıştı vaktiyle.. her geleni bagrına basmış, her gidenin ardından içi acımış, gözyaşı dökmüştü. nasıl güzel günlerdi ah o günler..

ne cok zamandır çıt çıkmıyordu sokaklarında. her yer yıkık dökük, virane olmuştu. düşündükçe içleniyor, gözleri doluyordu şimdi. "suçlu" ydu, bunu çok iyi biliyordu. "suçlu"ydu çünkü karşı koymamıştı hiç; barındırdığı hayatların bozulmasına.. suçluydu işte; ne yıkılan yuvalar, ne kesilen yakılan ağaçlar, yok olan yaşamlar görmüştü de hiç birine ses etmemişti.

oysa küsmeliydi yağmurlara; kurak bıraktı diye topraklarını. kulaklarını çekmeliydi; mızıkçılık yapan çocukların. ne yapıp edip doyurmalıydı karınlarını yerlisinin. izin vermemeliydi köşe başlarındaki iğrenç pazarlıklara..

işte bugün bir başına kalmıştı bu küçük kasaba. maziden uyanamıyordu bir türlü. kuledeki saat durmuştu artık. akrep "ecel"de, yelkovan "hesap" ta kalmıştı. kuledeki saat durmuştu artık..

&&&

"sorgulanmamış yaşam, yaşanmaya değmez"  demiş Sokrates. ne de iyi demiş.

her dakika ne çok şey oluyor bu dünyada. kaçını biliyoruz yada kaçını anlamaya çalışıyoruz? hangi birisini irdeliyoruz? oysa sormaktan korkmamak gerek. en azından kendi hayatımızı irdelemeyi başarmalıyız diye düşünüyorum ben. takvimden yapraklar birer ikişer koparken, kopan yaprakların birinde yitip gitmemek gerek!