şırınganın öyküsü..
bir hasta bakıcı ile hemşirenin kendi aralarındaki fısıldaşmayı birkaç ton aşan seslerine uyandı. gözlerini şöyle bir oğuşturdu. ortalığın belirmesiyle yüzündeki tebessüm de yok oldu. yine aynı yerde; tüm duvarları, yatak örtüleri, masa örtüleri beyaz olan koğuşun, en sonundaki yatağındaydı. çok geçmeden gözü kollarındaki izlere ilişti yine ve hergün ki gibi ağlamaya başladı. her şırınga izinde ayrı bir kabusu canlanıyordu zihninde.
mesela şu iz; onu oraya açtıgında hiç parası yoktu ama dayanılmayacak şiddetteydi isteği. damarlarından kanı çekiliyormuş gibiydi . birkaç arkadaşından borç para istemiş ama kimseden bulamamıştı. en sonunda annesinin karagünler için sakladığı üç-beş altınını almıştı. bunun adının hırsızlık oldugunu o günde biliyordu ama istekleri daha ağır basıyordu o zamanlar. şimdi o şırınga izine baktıkça okadar utanıyordu ki.
yada şu iki iz. diğerlerine göre en eski olanlardı onlar ama çok daha belirgindiler. bunlar ilk başladığı günlerden kalanlardı ona. şırınga ile kendini damardan zehirlemeye başladığı günlerden hediyeydiler. neden vurmuştu ki sanki o iğneleri, o zamanda biliyordu "birkereden birşey olmaz" lafının hiçbir doğruluğu olmadığını. ama hani şeytana uymuştu deyim yerindeyse. sökmek istiyordu bugün izleri ordan ama olmuyordu.
kaç ay olmuştu ama morluklar bir türlü geçmiyordu kollarındaki. nefret ediyordu bu " partilerden, gece eğlencelerinden, uçmalardan" kalan morluklardan. geçen yaz hiç kısakollu giyememişti onlar yüzünden. biri görecek, anlayacak diye ödü kopuyordu.
.
.
.
.
o böyle düşünürken sabah vizitesi gelmişti bile. iki doktor hasta dosyasına bakıyor , akşamki nöbetçi hemşire de onlara " akşam ve gece anormal bir durum gözlenip gözlenmediği" ile ilgili rapor veriyordu. bir süre doktorlar ve hemşirenin konuşmalarını dinledi ama bir türlü anlamıyordu; günlerdir hep kendi aralarında konuşuyorlar, ona hiçbirşey söylemiyorlardı. oysa ne olup bittiğini bilmek hakkıydı. aslında tahmin edebiliyordu; hiçbir zaman iyileşemeyecek, canı hep o lanet şeyi izleycekti. ama yine de birşey söylemeliydiler ona, iyi yada kötü birşey. soran bakışlarla önce bayan doktora baktı ama bir yanıt gelmedi ondan. daha sonra erkek olan doktora yöneltti bakışlarını.. doktor göz kırptı ve sevecen bir ses tonuyla;
- merak etme, bu yazı kısa kollu ile dışarda geçireceksin, dedi.
&&&
onun sadece şansı yaver gitti. ömrü boyunca bir daha hiç kısa kollu giyemeyecek de olabilirdi.
.
.
yapaken sonuçlarını farketmediğimiz ah ne çok şey var şu hayatta. ama bazı şeylerinse sonuçları ta en başından bellidir. peki öyleyse neden yaparız? pişman olmak için mi? oysa öyle şeyler vardır ki; pişman olmak için bile geç kalmışızdır..

